Ayşe Hanım basit bir safra kesesi ameliyatı için hastaneye yattı. Doktor “iki gün sonra evdesiniz” demişti. Ameliyat sırasında safra yolu zedelendi, fark edilmedi ve Ayşe Hanım üç hafta sonra ikinci bir ameliyat ile yoğun bakımda kendine geldi. Aylarca çalışamadı, tedavi masrafları birikti. Aklındaki soru çok netti: “Bu yaşadıklarım şanssızlık mı, yoksa birinin hatası mı?”
Bu sorunun cevabı, hatalı tıbbi uygulama (halk arasındaki adıyla malpraktis) davalarının kalbini oluşturur. Her kötü sonuç bir hata değildir; ama her hata da “komplikasyon” diye geçiştirilemez. Aşağıda, bu ayrımın nasıl yapıldığını, kime dava açılacağını ve hangi sürelere dikkat etmeniz gerektiğini adım adım anlatıyoruz.
Hatalı Tıbbi Uygulama Nedir, Komplikasyondan Farkı Ne?
Hatalı tıbbi uygulama; teşhis, tedavi, ameliyat, ilaç uygulaması ya da takip sürecinde hekimin veya sağlık personelinin tıp biliminin gerektirdiği özeni göstermemesi sonucu hastanın zarar görmesidir. Yanlış teşhis, gecikmiş müdahale, yanlış ilaç veya doz, vücutta unutulan cerrahi malzeme ve yetersiz ameliyat sonrası takip en sık karşılaşılan örneklerdir.
Komplikasyon ise tüm özen gösterilse bile tıbben önlenemeyen, bilinen bir risk olarak ortaya çıkan istenmeyen sonuçtur. Buradaki kritik nokta şudur: Bir komplikasyon gelişmesi tek başına hekimi sorumluluktan kurtarmaz. Komplikasyonun zamanında fark edilmemesi veya gerektiği gibi tedavi edilmemesi başlı başına bir kusur olabilir. Ayşe Hanım örneğinde safra yolu yaralanması bilinen bir risk olsa bile, bunun günlerce fark edilmemesi ayrıca değerlendirilir.
Hekim hangi kusurundan sorumlu?
Yargıtay’ın yerleşik içtihadına göre hekim, hastasına karşı en hafif kusurundan dahi sorumludur. Hekim ile hasta arasındaki ilişki vekâlet sözleşmesi niteliğindedir ve vekil, işi özenle yürütmekle yükümlüdür. Yani “küçük bir dikkatsizlikti” savunması hukuken hekimi kurtarmaz.
Aydınlatılmış Onam: Çoğu Zaman Gözden Kaçan Tazminat Sebebi
Tedaviden önce hastaya; işlemin ne olduğu, riskleri, olası komplikasyonları ve alternatif tedavi yolları anlaşılır biçimde anlatılmalıdır. Buna aydınlatılmış onam denir. Hekim tıbben kusursuz bir ameliyat yapmış olsa bile hastayı gereği gibi aydınlatmamışsa, gerçekleşen risk nedeniyle sorumluluk doğabilir.
Uygulamada en çok karşılaşılan durum, hastaya ameliyat masasına gitmeden dakikalar önce matbu bir formun imzalatılmasıdır. Genel ifadeler içeren, hastanın durumuna özgü riskleri anlatmayan bir form, çoğu zaman yeterli aydınlatma sayılmaz. Aydınlatmanın usulüne uygun yapıldığını ispat yükü ise kural olarak hekim ve hastane tarafındadır.
Kime Dava Açılır? Kamu ve Özel Hastane Ayrımı
Malpraktis davalarında en sık yapılan ve en pahalıya mal olan hata, yanlış kişiye yanlış mahkemede dava açmaktır. Hatanın nerede yapıldığı, izlenecek yolu tamamen değiştirir.
Devlet hastanesi veya üniversite hastanesinde yapılan hatalar
Kamu hastanelerinde görevli hekimin hatasından doğan zararlar için hekime doğrudan dava açılamaz. Anayasa’nın 129. maddesi ve Devlet Memurları Kanunu gereği dava, ilgili idareye (örneğin Sağlık Bakanlığı veya üniversite rektörlüğü) karşı açılır. İdare, ödediği tazminat için daha sonra kusurlu hekime rücu edebilir.
Burada izlenecek yol idari yargıdır. Önce idareye başvurarak zararın giderilmesi istenir. Bu başvuru, zararın öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylemden itibaren beş yıl içinde yapılmalıdır. Başvuru reddedilirse ya da süresinde cevap verilmezse, idare mahkemesinde tam yargı davası açılır. Dava açma süresi 60 gündür ve bu süreler hak düşürücü niteliktedir; kaçırılırsa hak tamamen kaybedilebilir.
Özel hastane ve muayenehanede yapılan hatalar
Özel hastanede tedavi gören hasta ile hastane arasında bir sözleşme ilişkisi vardır. Yargıtay uygulamasında bu tür uyuşmazlıklar tüketici işlemi kabul edildiğinden davalar genellikle tüketici mahkemelerinde görülür. Bu durumda dava açmadan önce arabulucuya başvuru zorunluluğu gündeme gelebileceğinden, başvuru sırasının doğru belirlenmesi önemlidir.
Özel hastanede hem hastane hem de kusurlu hekim birlikte sorumlu tutulabilir. Hastane, çalıştırdığı hekimin hatasından sözleşme gereği sorumlu olurken, hekim de haksız fiil hükümlerine göre sorumludur. Bu nedenle ikisine birlikte dava açılması çoğu zaman tahsil imkânını artırır.
Malpraktis Davası Hangi Delillerle İspatlanır?
Bu davaların kaderini büyük ölçüde bilirkişi raporu belirler. Mahkeme, hekimin tıp biliminin gerektirdiği standartlara uygun davranıp davranmadığını genellikle Adli Tıp Kurumu veya üniversitelerin ilgili bölümlerinden alınan raporlarla değerlendirir.
Bu nedenle dava öncesinde delillerin eksiksiz toplanması hayati önem taşır. Hastanın tüm tıbbi kayıtlarını talep etmek yasal bir haktır ve hastane bu kayıtları vermekle yükümlüdür. Toplanması gereken başlıca belgeler şunlardır:
- Hasta dosyasının tamamı: epikriz, ameliyat notu, anestezi kaydı, hemşire gözlem formları
- Tahlil, röntgen, MR ve tomografi sonuçları ile raporları
- İmzalatılan aydınlatılmış onam formları
- Hatayı düzeltmek için başka bir hastanede yapılan tedavilere ait kayıtlar
- Tedavi, ilaç, yol ve bakım masraflarına ait fatura ve makbuzlar
- Çalışamadığınız döneme ait maaş bordroları veya gelir belgeleri
Hatalı Tıbbi Uygulama Tazminatı Hangi Kalemlerden Oluşur?
Maddi tazminat
Hatanın yol açtığı tüm ekonomik kayıplar maddi tazminat kapsamındadır. Bunlar arasında düzeltici tedavi ve ameliyat giderleri, ilaç ve bakım masrafları, geçici veya kalıcı iş göremezlik nedeniyle kaybedilen kazanç ve bakıcı gideri sayılabilir. Kalıcı bir sakatlık oluşmuşsa, maluliyet oranı ve yaşa göre hesaplanan kazanç kaybı genellikle en yüksek kalemi oluşturur.
Manevi tazminat
Yaşanan acı, üzüntü, beden bütünlüğünün bozulması ve hayat kalitesinin düşmesi karşılığında manevi tazminat istenebilir. Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde hastanın yakınları da manevi tazminat talep edebilir.
Ölüm hâlinde destekten yoksun kalma tazminatı
Hatalı tıbbi uygulama sonucu hasta hayatını kaybetmişse, ölenin desteğinden yoksun kalan eşi, çocukları ve bazen anne babası destekten yoksun kalma tazminatı isteyebilir. Cenaze ve defin giderleri de ayrıca talep edilebilir.
Zamanaşımı Sürelerine Dikkat
Kamu hastanelerindeki hatalarda idareye başvuru için bir yıl ve beş yıllık süreler geçerlidir. Özel hastanelerde ise talebin dayanağına göre süre değişir. Sözleşmeye dayanan taleplerde genel zamanaşımı süresi on yıldır. Hekime haksız fiil hükümlerine göre açılacak davalarda ise zararın ve failin öğrenilmesinden itibaren iki yıl, her halde fiilden itibaren on yıllık süre uygulanır.
Hangi sürenin uygulanacağı somut olaya göre değiştiğinden, en güvenli yol zararı öğrendiğiniz andan itibaren vakit kaybetmeden harekete geçmektir. Olay aynı zamanda bir suç oluşturuyorsa, ceza zamanaşımı süresinin daha uzun olması da ayrıca değerlendirilmelidir.
Sık Yapılan Hatalar
- Devlet hastanesindeki bir hata için doğrudan doktora dava açmak ve davanın husumetten reddedilmesi
- İdareye başvuru süresini kaçırmak veya başvuru reddedildikten sonra 60 günlük dava süresini geçirmek
- Hasta dosyasını eksik almak; özellikle hemşire gözlem formları ve anestezi kayıtlarını talep etmemek
- Sadece savcılığa şikâyette bulunup ceza dosyasının sonucunu beklerken tazminat sürelerini kaçırmak
- Aydınlatılmış onam formunu imzaladığı için hiçbir hakkı kalmadığını düşünmek
- Hatayı düzelten ikinci hastanenin kayıtlarını ve masraf belgelerini saklamamak
Sonuç
Hatalı tıbbi uygulama davaları, hem hukuki hem tıbbi bilgi gerektiren, delil ve süre açısından hata kaldırmayan davalardır. Yaşadığınız zararın bir komplikasyon mu yoksa kusur mu olduğunu ancak dosyanın ayrıntılı incelenmesiyle anlayabilirsiniz. Tıbbi kayıtlarınızı hemen talep edin, masraf belgelerinizi saklayın ve süreler işlemeye başlamadan bir avukattan destek alın.
Hukuki danışmanlık için Av. Robin Eren: 0553 490 5138 | avukatrobineren.com
Yorum yaz